Duygularınızı bedeninizde nereden anlarsınız? Mesela heyecanlandığınızı: muhtemelen kalp atışınız hızlanır ve bununla birlikte nefes alış verişleriniz değişir, belki beden ısınız artar, hatta göz bebekleriniz bile büyüyebilir. Beden ve duygular, dolayısıyla zihin döngüsel bir ilişki halindedir. Bu canlının “normalidir” ve psikolojik olanın bedensel; bedensel olanınsa psikolojik olması için, hasta olmanız gerekmez. Bugüne kadarki klinik tecrübemde bana başvuran pek çok kişinin bedeninde olanlar ile, duygusal, düşünsel, zihinsel ya da sosyal dünyada olanlarla ilintisizmiş gibi algıladığını gördüm. Hatta pek çok kişi için, bu bağlantıyı ilk keşfetmelerine, sıklıkla onları terapiye getiren somatizasyon bozuklukları, panik atak ve anksiyete bozuklukları, yeme bozuklukları, alkol-madde istismarı gibi şikayetler vesile olur. Açık bir şekilde, birinde bir problem varsa diğeri etkilenir; bir alandaki iyilik halinden ise öteki nasiplenir. Buna basitçe günlük örneklerden yola çıkarak bakalım: Birçok kişi, kendini iyi hissetmediği için, diyete başlayamaz, diyete başlayamadığı için kendini bir türlü iyi hissedemez. Depresyondaki pek çok kişinin metabolizma hızı yavaşlar, bu bedensel aktivitesine yansır, kendisine bakımı azaltır, kendini daha az beğendikçe sosyal geri çekilmesini kuvvetlenerek devam eder ve depresyon sarmalının içine daha da hapsolur. Size gülünç gelebilir belki ama, psikoterapistiniz, spor eğitmeniniz, masör ya da masözünüz, yoga- meditasyon hocanız, doktorunuz, fizyoterapistiniz hatta yeme biçiminiz arasında bile sıkı bir bağ vardır. Buna Doğu, Beden-zihin ruh bütünlüğü, Batı ise, biyo-psiko-sosyal yaklaşım adını verir.

Beden odaklı terapiyi de, terapi yaklaşımları arasında beden ve zihnin bir arada ele alınışı olarak özetleyebiliriz. Bir anlamda bedeni dinlerken zihni, zihni dinlerken bedeni dinlemek; bedeni desteklerken zihni, zihni desteklerken de bedeni desteklemek.

Bedensel psikoterapiye göre, şu anki halimiz, bizim yaşam deneyimlerimizin ve özellikle gelişim basamaklarımızın erken dönemlerinden etkilenmektedir. Ailemizden, atalarımızdan aldıklarımız, doğum öncesi ya da sırası yaşantılar, çocukluk dönemi, ergenlik, gençlik ve yetişkinlik bu ağacın belli başlı dallarıdır. Büyüdükçe, bu deneyimler, zihinsel ve fiziksel alanımızda iz bırakmaya başlarlar. Kim olduğumuza dair inanışlarımız, insanlarla kurduğumuz ilişkiler ve duygu dünyamız, bedenimizi; bedenimiz yine kim olduğumuza dair fikirlerimizi ve içsel dünyamızı bir döngü içinde etkilemeye başlar. Hayatımızın bir yerinde, anlam veremedğimiz psikolojik, sosyal ya da fiziksel belirtilerle karşı karşıya gelmek ise, bu dünyaya bakabilmek için birer ipucu niteliği taşır.

Kısa Tarihçe

Herkesin psikoterapi deyince aklına ilk gelen isim olan Sigmund Freud, Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nden ilham almış ve teorisini biyolojik esaslar üzerinden kurgulamıştır. Meslektaşı ve öğrencisi, Carl Gustave Jung, arketipler ve Doğu metinlerini de bu alana dahil etmiştir. Bununla birlikte bedensel psikolojide en büyük etkiyi S. Freud’un meslektaşı ve psikanalist Wilhelm Reich yaratmıştır. Reich, Freud’dun çocukluk çağı zihinsel gelişiminin etkileri hakkındaki fikirlerini geliştirmiştir. Gelişim sistemi sistemindeki şokların, beden enerji akışındaki serbestiyi durdurabileceği ve bu sebeple sorunlara yol açabileceğini iddia etmiştir. Her ne kadar Freud da bedensel benliğin önemine dikkat çekse de, onun tekniği sadece konuşarak terapötize etmek yönündeyken, Reich’ınki tamamen bedensel çalışmalar üzerinden geçmektedir.

Psikolojik Esneklik Merkezi’nde Beden ve Psikoterapi

Elbette ki, hem dönemin ihtiyaçlarının değişmesi hem de çalışmaların çeşitlenmesiyle Freud ve Reich üzerinden çok sular aktı. Farklı farklı psikoterapi okulları olduğu gibi, çeşitli beden odaklı terapi terapi uygulamaları da ortaya çıktı. Biz, Psikolojik Esneklik Merkezi’nde daha çok Jung’çu Süreç odaklı Psikoloji, Beden Farkındalığı, Farkındalık (Mindfulness) Temelli Terapiler ve Farkındalık (Mindfulness) Kabullenme ve Gerçekleştirme Terapileri çevresinde çalışıyoruz. Bunlardan daha da önemlisi, terapi okulunun ne olduğundan bağımsız olarak, görüyor ve biliyoruz ki, terapide olanın spor- yoga ve meditasyonla kuvvetlendirildiği, eğitmenlerin ve terapistlerin koordinasyon halinde çalıştığı süreçler çok daha etkin bir şekilde yanıt veriyor. Bu bağlamda, kişilerin ihtiyacına göre beden odaklı terapi sürecini de birlikte düzenliyoruz.