Farkındalık (Mindfulness) kavramı kaynağını, Zen felsefesi ve Budizm’den alır. Yüzyıllar geçmesine rağmen, hala evrenselliğini koruyan bu öğretiler, dikkat ve ayrımsamanın inceltilmiş halini, bugüne taşır. Acı, “yol” un, kaçınılmaz bir gerçeğidir. Acıya, hassasiyetle bakmak, nedenlerine dair derin bir iç görü kazandırırken, “yolcunun” acıdan özgürleşmesine olanak sağlar .

Kökeni tarihin çok eski dönemlerine dayanan Hatha Yoga uygulamaları da, kadim öğretiler içindeki bir başka büyük öz-keşif disiplinidir.

Yogayla ilk kez, daha üniversite yıllarının başında tanışmıştım. O sıralar İstanbul’da yoga merkezleri yok denecek kadar azdı, hatta belki de yeni yeni açılıyordu. Yoga deyince zihnimde, daha çok gerçek üstücülüğe gönderme yapan bir algı veya meditasyon oturuşunda sürekli “aum” layan insanların imgesi vardı. Ben ise bilimi ya da bilim sandığım şeyi, neredeyse bir din haline getirmiş, hırslı bir üniversite öğrencisiydim. Yeni biriyle tanışmıştım. Bu arkadaşımla sohbet çok keyifliydi; farklı alan ve farklı okullarda okuyorduk, benim bilmediğim onlarca şey biliyordu, hayata akılcılıkla yaklaşan bir tavrı vardı, insanlığa benzer çerçevelerden bakıyorduk. Ancak, bir gün Yoga diye bir şeyle geldi. Ezberim bozuldu. Aklına, gerçeklikle ilgili kurduğu bağa bu kadar güvendiğim kişi, karşıma nasıl böyle bir safsatayla çıkabilirdi? Saatlerce tartışıyordum, inkar ediyordum ama bir yandan merak ediyordum. Henüz, tıbbın ve psikolojinin çeşitli alanlarında, yoga ve zen pratikleri ile ilgili, yurt dışında yapılan deneysel çalışmalardan haberim de yoktu. Arkadaşım bana, Hatha Yoga’nın anlayışı, felsefesi ve temel pozlarıyla ilgili bir kitap fotokopisi bıraktı. Anladım ki, Hatha Yoga’nın çalışma disiplini, kişinin bedeni aracılığıyla, özgürlüğe ve bütünlüğe bir çağrı ve hayat boyu sürecek bir maceradan başka bir şey değildi. Onunla birlikte, Zen Felsefesi’ne derinlemesine bir giriş yaptım. İkisi birbirinin mükemmel bir tamamlayıcısıydı ve ben bu anlayışa aşık oldum. Psikolojiyle bağ kurarak, okuyarak, bakarak, keşfetmeye ve uygulamaya hep devam ederek, bu öğretilerin yansımaları güçlenmeye başladı.

Farkındalık, Uyanış ve Yoga

Yoga’nın kelime anlamı “bütünlük”tür. Ve yoganın gerçek bütünlüğü, harcadığımız çabaya ne kadar samimiyetle baktığımız, ne kadar uyanık olduğumuza bağlı olarak ve yaşadığımız her an yani şimdiyle, an be an ne kadar temasa geçtiğimiz oranda su yüzüne çıkmaya başlar. Bunlar, başta size çok kavramsal gelebilir ama uygulamalarla birlikte, sözcükler, kemiklerinize kadar hissettiğiniz bir gerçeklik haline gelir.

Hatha Yoga özünde çok az sayıda asanadan (poz) oluşmaktadır. Yıllar geçtikçe, bu öz dallanarak, çiçek açarak, çok çeşitli yoga biçimi, anlayışı ve uygulaması ortaya çıkmış; her geçen gün daha da yaygınlaşmaya başlamıştır.

Burada esas sorumuz şu olabilir: “Yoga’yı Farkındalık düzeyine nasıl taşıyabiliriz?” Bu ilgi, spiritüel kılıklara bürünmüş fiziksel bir egzersiz olmaktan çıkıp, kendini anlamanın, bilgeliğin ve özgürleşmenin araçlarından biri haline nasıl gelebilir?

Yoga ve meditasyon eğitmenlik eğitimlerime devam ederken, bir arkadaşım bana “Ne kadar ilerledin?” diye sordu. Yanıt veremedim. O muhtemelen, “kafamı alttan geçirip sonra bir bacağımla dolanarak, tek elimin üstüne kalkabildiğimi” söylememi bekliyordu. Popüler kültürdeki anlayışın aksine, Hatha Yoga, hiçbir zaman pozlar ya da akışların başarılması, mükemmelleşmesi ve hatta tekniklerle ilgili değildir. Kişinin kendi bedenini karma karışık hallere sokma becerisi hiç değildir. Bu amaçlar ve zorlamalar, Farkındalık Yogasıyla ( Mindful Yoga) temelden çatışır. Hatha Yoga ile atletizm, esneme ya da güçlenme pek tabi mümkün. Ama aslında, kişi narsizminde bir esnemeye doğru yönelebildiği taktirde, Yoga kendine özgü kurallar üzerine yapılanmış bir sanat formu haline gelir.

Farkındalık Yogası, idealize edilen bir poza, hale, duyguya ya da hisse erişmek değil, hali hazırda zaten yaşanan deneyim, hoş, nahoş ya da nötral olsa da, o an orada olanda, o sıradaki nefesle kalabilmeyle, yaşam boyu sürecek bir anlaşma yapmaktır. Uygulamalara devam ettikçe, bedenimizde ve dolayısıyla, zihnimizde, kalbimizde ve gördüklerimizde değişimler ortaya çıkmaya başlar.

Yeni başlamış ya da yıllardır yoga yapmış olmak fark etmeksizin, uygulamalar sırasında, hep yeni başlayan zihinde kalmanın değerini kendimize hatırlatıyoruz. Hep yeni başlayanın zihniyle, taze ve meraklı bir bakışla izliyoruz. Aynı asanayı (poz) defalarca tekrar etmiş olsak da, her seferinde aslında bir öncekinden farklı olduğunu, dolayısıyla tıpatıp aynı gibi görünen deneyimlerin bile aslında birbirinden farklı olduğunu ayrımsıyoruz. Beden aracılığıyla, zihni ve algıları yanılsamalardan kurtarıp, hiçbir şeyin, hiçbir deneyim, acı ya da başka bir duygunun bir öncekinin aynısı olmadığını, yaşamın hep değişken bir akış içinde sürdüğünü fark etmeye başlıyoruz.

Nefes Farkındalığı (Mindfulness of Breathing) ve Yoga

Nefes, Farkındalık Yogasının vazgeçilmez bir öğesi. Nefes sayesinde dikkate demir atarken, poza yerleşmek için yine nefesi bir araç olarak kullanırız. Nefes farkındalığı sadece esnediğimiz, uzadığımız ya da duyuları dengelediğimiz alanlarla sınırlı değil, bunlardan çok daha fazlasıdır. Her asana ya da hareketle, nefes tüm güzelliği ve karmaşasıyla sahneye çıkmaya başlarken; her aldığımız ve verdiğimiz nefesle anın içindeki bırakma ve rahatlama hali en canlı şekliyle yaşanır. Özellikle verdiğimiz nefesle, her duyumumuz, hem beden hem de zihinde güçlü bir şekilde hissedilir hale gelir ya da pozun yoğunluğu kendini salmaya ve çözülmeye başlar. Bu ayrımsama, bizi çevreleyen, tenimizin her noktasına değen ve biz yaşadıkça ve hareket ettikçe akan havanın, derinden duyumsanmasını sağlar. Nefes aldıkça an be an bedensel duyumların içine girmeye başlarız ve pozla birlikte, enerjisi alevlenmiş olan bedenin her parçasına nefesle nüfuz ederken, diğer parçalarını da aynı oranda ayrımsamaya ve bedenin bölünmez bir bütün olduğunu idrak etmeye başlarız. Bir andan diğerine, bir nefesten diğer nefese, bedenin bütünlüğü gün yüzüne çıkar. Her poz, kendi evrenini oluşturmaya başlar. Artık, her poz, her an, farklı, taze, gizemli ve potansiyel bir keşiftir.

Psikoterapide Yoga

 

Farkındalık Yogası özetle, yoga uygulamalarına taşıdığımız dikkatli bir tutum ve belirli bir tavra işaret eder. Bedenin bilimi ve açığa çıkan zihinsel, duygusal ve fiziksel enerji ya da hallerini, yoganın temel ilkeleri aracılığıyla, an be an uyanık bir bilinçle araştırmak ve keşfetmektir. Yoga asanaları, bedene vurgu yapar ve bu, psikolojik refah, sağlık ve gelişime, beden-zihin bütünlüğünde bakan Farkındalık Temelli Terapi (Mindfulness Based Therapy) yaklaşımlarında önemli bir rol oynar.

Budist bakış açısına göre hastaneler, klinikler, muayenehaneler ve başkaca rehabilitasyon merkezleri, Dukha alanını, yani acının, çaresizliğin, belirsizliğin hakim olduğu kısmı oluşturur. İşte buradan yola çıkarak, hastanede düzenlediğim, basit ve temel asanaları uyguladığımız yoga gruplarının, acı ve sıkıntı merkezli atmosferi ne kadar gevşettiğine, keyifi dahil ederek Sukha  alanını açtığına tanık oldum. Dolayısıyla, yine basit ve temel yoga akışlarını, hastane dışı, atölye, kamp ve gruplarda da harmanlayarak, Yoga’yı terapötik bir unsur olarak kullanmaya devam ettim.

Terapi oturumlarındabir meditasyon olarak, Hatha Yogayı öğreniyoruz. Tıpkı geleneksel meditasyon oturuşundaki gibi, pozlar arasındaki geçişleri de, ayrımsama ve sezginin, yüzeyselden derine doğru sürekli akmasını geliştirmek için kullanıyoruz. Asana uygulamaları sırasında, dikkat, yüklü bir şekilde bedene ve bedensel duyumlara yönelmiş olmasına rağmen, bir terapi aracı olarak Farkındalık Yogası'nda, düşünceler, duygu durum ve içsel dünyanın derin bölgelerini de aynı oranda gözleme açıyoruz.