Hayatımızı yaşama biçimimiz ve hayatımızı kazanma biçimimiz, huzur ve mutluluğumuzda belirleyici bir rol oynuyor. Günümüzün yarısı, hatta bazen yarısından fazlası işte geçiyor. Peki biz bu zamanı nasıl kullanıyoruz? Yaptığımız iş, yavaş yavaş bizi de tanımlar hale geliyor. İşimizin bizler için çok güzel anlamlar taşıması, keyif aldığımız bir amaç haline gelmesi, bizleri hatırı sayılır bir şekilde beslerken; keyif, huzur, değişim ve iyileşmenin kaynağı olması mümkün. İşimizle kurduğumuz böyle bir ilişki, elbette ki performansımızı, çalıştığımız kişilerle ilişkilerimizi olumlu hale getirirken, yaşamımızın tüm alanlarını da aydınlatmaya başlar. İş yeri kaçacak bir yerden çok, sahiplendiğimiz ve daha da güzelleştirmeye çalıştığımız bir yuva halini alır. Bunun aksine ise, işimizi ele alış biçimimiz birçok sıkıntıya, sıkışmışlık haline, öfkeye, çatışmaya, üzüntüye ve gerginliğe de sebep olabilir. Sürekli oradan kaçmak istemek, kurtuluş planlarında kaybolmak, belki de gittiğimiz hiçbir yerde tasarladığımız mutluluğa erişememek; bizi tükenmişliğe ve umutsuzluğa iter. Böyle bir hal, ne işte verim alınmasına ne de hayatın diğer alanlarını da huzurla yaşamamıza katkıda bulunamaz. Hangi iş kolunda veya hangi pozisyonda olursak olalım, verimimiz, yaratıcılığımız, sorunları ele alma biçimimiz, konsantrasyonumuz ve üretkenliğimiz; işle ilişkimizi Farkındalık (Mindfulness) temeli üzerinden kurup kurmadığımız, yarattığımız huzur ve keyif ortamı ile doğrudan ilişkilidir. Eğer her anın ayırdına varabilir, Farkındalık’ı (Mindfulness) yaptığımız her şeyde uygulayabilirsek, işimiz, hep hayalini kurduğumuz uyumu ve tatmini, anlayışı ve beraber çalışmanın keyfini yaşamamızda yardımcı olmaya başlar.

Çoğumuzun zihninde, “iş zamanı” ve “boş zaman” şeklinde, net çizgilerle ayrılmış iki farklı hayat vardır. İşte veya işle ilgili uğraşıların git gide daha çok alan kapladığı bu çağda, böyle bir düşünce tipi, yaptığımız şeylerden ve ürettiklerimizden aldığımız hazzı ve başarımızı da olumsuz yönde etkilemeye başlar. Oysa, işimizi keyif almanın bir yolu olarak görmek ve alışageldiğimiz stres ve baskıdan, gergin insan ilişkileri ve çatışmalardan, ruh halimize bağlı olarak bir türlü düzeltemediğimiz performansımız ve başarısızlık hissimizden kurtulmamız mümkün. Farkındalık (Mindfulness) uygulaması yaparken, çalışmaktan, yazı yazmaktan, planlamaktan, organize etmekten, toplantıya girmekten, müşterilerle anlaşmaktan ya da “iş günü” olarak adlandırdığımız her ne varsa, tümünden keyif almamız mümkün. Farkındalık’ı (Mindfulness) iş yaşamına yaydıkça, hapishanede zorunlu işler yapıyormuş gibi hissetmektense, tamamen özgür ve tamamen benimsediğimiz bir şeyi hayata geçirdiğimizi hissetmemiz mümkün.

Çok yoğun çalıştığınızı ve Farkındalık (Mindfulness) uygulaması yapmak ya da Farkında (Mindful) olmak için çok meşgul olduğunuzu, hiç zamanınızın olmadığını düşünüyor olabilirsiniz. Farkındalık’ın (Mindfulness) sadece ve sadece “zamanınız olduğunda” , tatile gittiğinizde ya da doğa ile bir aradayken gerçekleşebilecek bir şey olduğuna inanıyor olabilirsiniz. Bunun yanında, Farkındalık (Mindfulness) her an, her yerde, işte ya da evde ve hatta en yoğun iş gününüzde hayata geçirebileceğiniz bir hazine. Bunun için, özellikle bir zaman ayırmanıza hiç gerek yok. Farkındalık (Mindfulness) enerjisini, o an yaptığınız şeye yaymak ve şimdiki zamana geri dönmek, sadece birkaç nefeslik çok basit bir şey.

İşe geldiğimizde, hep şimdiki zamanda kalabilir, geçmişle ilgili zihinsel uğraşıların ve gelecekle ilgili kaygıların “geçip gitmesine izin verebilir”, sadece önümüzdeki şeye odaklanabiliriz. Buna “durmak” diyoruz. Unutmayın ki gelecekle ilgili her ne olacaksa, onun da yolu şu anda ne yaptığımızdan, ne halde olduğumuzdan geçiyor. “Durmayı”, kendimiz ve çevremiz için gerçekten varolmak, gerçekten faydalı olmak için uyguluyoruz. “Durmayı”, öğrendiğimizde, görmeye başlıyoruz; görmeye başladığımızda ise anlamaya başlıyoruz. Bu sayede, anlayış, açıklık, huzur ve mutluluk da gelmeye başlıyor. Yaratıcılık, üretkenlik ve odaklanabilme işimizin doğal bir parçası haline geliyor. Tamamen orada olabilmek, tamamen işimizde olabilmek, tamamen iş arkadalarımızla olabilmek ise “durma sanatını” öğrenmekten geçiyor. “Durmak”, işleri bırakmak, programı askıya almak, ertelemek hiç değil. Aksine, yargıların arkasına saklanıp, tekrar eden döngünün içinde kaybolup gitmek yerine; akan günün içinde “durabilmek”, kaostan çıkıp olaylara kuşbakışı bakabilmek, netliği, yeniliği ve tazelenmeyi getirmek anlamına geliyor. İster lider, ister çalışan olalım,“durmayı” ve “geçip gitmesine izin vermeyi” öğrenmediğimiz sürece; zorlayıcı hisler ve gergin ilişkilerden kurtulmamız, idealimizdeki performansa ulaşmamız da oldukça güç görünüyor.

İşiniz, pozisyonunuz, eğitiminiz, çalışma temponuz ya da kariyer planlarınız ne olursa olsun, yepyeni ve taptaze bir profesyonel yaşam sürdürmeniz mümkün.Üstüne üstlük, bu sayede, sadece kendinize değil, iş arkadaşlarınıza, sevdiklerinize ve ailenize, etrafınızdaki herkes için faydalı olabilirsiniz. Nefes Farkındalığı (Mindful Breathing) , Farkındalıkla (Mindful) oturma, Farkındalıkla (Mindful) hazırlanma, toplantı yapma, yönetme, Farkındalıkla (Mindful) yeme, Farkındalıkla (Mindful) dinleme, Farkındalıkla (Mindful) konuşma ve Farkındalıkla (Mindful) yürüme sayesinde, huzurlu, stresten arınmış ve üretken bir iş ortamı yaratmanız mümkün. “Durma”, “geçip gitmesine izin verme” , “gevşeyebilme” , “derin dinleme ve anlayış, duru konuşma” sanatını geliştirebilmek ve tüm bunları iş ortamında paylaşabilmek, iş hayatında ve şirket kültüründe çok büyük değişimlerin olmasını sağlar. Güçlü ya da zorlayıcı hisleri ele almayı, iş yerinde iyi bir ilişki ve iletişimi geliştirmeyi öğrendiğinizde; stresin azaldığını, işin çok daha keyifli bir hale geldiğini ve bir türlü ulaşamayacağınızı sandığınız hayallerin zorlamadan size geldiğini göreceksiniz.