Alkol Düzenleme Günlükleri

Düşünce geçişlerinin, hadiselerin, hadiselere yorumların, terapötik bir manayla yazılması, Freud’un serbest çağrışım notları ve düş defterlerinden de eskidir. Psikoterapi durduğu yerde kalmıyor, uygulama alanı, şekilleri ve okullarıyla çeşitleniyorsa da, terapist halen not alıyor. Terapist, başvuran kişiye dair bir hikâye bütünlüğü oluşturacak, durumu formüle edecek mahrem bir dizge yaratırken; bir nevi seans günlüğü tutmuş oluyor. Sistematik bir şekilde yazmanın bu biçimi, uzun zamandır terapistin tekelinden çıkıp terapötize olmak isteyen kişinin kullanımı için de yazılı egzersizlerle çeşitlendirilip geliştiriliyor. Alkol kullanımı ile ilgili sorun yaşayan kişilerde de “iyileşme günlüğü”, hatırı sayılır bir yer tutuyor.

İçkinin, bedensel, zihinsel, duygusal, cinsel, sosyal, ilişkisel ya da maddesel alanlardan biri veya birkaçına vurduğu darbe, ayen beyan ortaya çıktığı noktada, acilen sert ve net kararlar alınır. Çoğu zaman da bu kararlar, oldukça samimi ve ciddidir. Öte yandan, azaltma, bırakma, sadece haftasonu içme, tek tip içme… sözleşmelerini, zorlayan veya sabote eden, bozan hatta bozdukça daha sert bir kısır döngünün içine girilmesine sebep olan durumlar, doğal olarak yaşanır. Önce yüzeyden bir semptom tedavisi hiç de fena bir başlangıç sayılmaz: sınırlamalar getirmek, sosyal hayatı düzenlemek, kolaylaştırıcılardan uzak durmak, öz denetimi geliştirmek için kadeh saymak… Ama yeterli mi? Eğer, insan üstüne mesai yapıp, yorulmaktan kaçınıyorsak, alkole sorunun kendisiymiş gibi bakabiliriz. Ancak, biraz karmaşayı göze alıp, gerçeğe vurgu yapacaksak: alkolün sadece bir semptom olduğunu, yani kuluçkalanmış bir virüsün aksırık tıksırıkla yüzeye çıkan ve belki de yeterli bakım almadığı için de sertleşerek tekrarlayan grip belirtisine benzerliğini görmeye başlarız. Dolayısıyla, sadece eylemden yola çıkarak bir değişimin olmasını beklemek, insanı basit bir sirk hayvanına eş değer görmek olacaktır, ki çoğu zaman sirk hayvanlarının da isyan edip sahiplerini parçaladıklarını biliyoruz. Bu durumda, farkında olmadan yapılan eylemlerin çoğu bir süreklilik vaat etmiyor gibi görünüyor. “İyileşme günlüğü” tutmak, alkol ile ilgili kararların ve davranışların bir adım ötesine geçerek, “orada neler olduğuna” dair bir fikir edinmeye yardımcı olur. Alkolün bırakılması ya da azaltılması sadece, kadehin bir kenara konması değil, aynı zamanda çok önemli bir eşlikçinin kaybı, sosyal değişiklik ve belki bir savunma mekanizmasının da yokluğu anlamına gelebilir. Bu yokluk, ciddi bir gerginlik yaratacağı gibi, alkolle ilgili düzenlemenin neden yapıldığını birden zihinlerden silip, alkolün romantikleştirilmesine, onunla ilgili anıların, yanlı ve abartılı bir şekilde bugüne taşınmasına sebep olabilir. Orucu bozan her damla, günahkârı yoğun bir suçluluğa, bunalıma ve umutsuzluğa itebilir.

Kadehte duran, sanki sinsi planlar yapan dış mihraklar gibi algılanıp, bedensel, zihinsel, duygusal ve ilişkisel hikâyede bir bütünlük içine oturtulamıyor, analiz edilemiyorsa, sonuçsuz çabaların ve haliyle yılgınlığın gelmesi de şaşırtıcı olmaz. Bu bağlamda, “iyileşme günlüğü” oldukça basit, özel bir teknik gerektirmeyen, sadece sistematik olması yeterli olan bir dışavurum yöntemidir. Bu yolla, alkol bırakma / azaltma sürecinde, yaşanan sıkıntı, yoksunluk ya da gerginliği kağıda dökmek bile, bir boşaltım aracı olarak sağaltıcı güce sahiptir. Zamanla, sadece güzel ve seksi tarafları çağırılmaya başlanan sevgilinin aslında ne olduğunu, neden ondan uzaklaşmak istendiğini anımsamak üzere, günlükler önemli bir kayıt defteridir. Bunların hepsinden önemlisi, alkole her an nereden çıkacağı belli olmayan kontrol dışı bir yaratık gibi bakmak yerine, yazdıkça anlam bulan iç ve dış dünyanın ilişkisel bağının ortasında, içkinin konumu netleşmeye; netleştikçe de, daha az çaba ve daha yumuşak bir tutumla yol gidilmeye başlar.

Tek tip ve belli bir şablona oturtulmuş bir “iyileşme günlüğü” nün dayatılmasındansa, kişinin verdiği kararın ne olduğuna, alkol kullanım özelliklerine, kendini araştırma alışkanlığına, hangi yazım biçiminin ona daha kolay geleceğine göre bir seçim yapılması, kuşkusuz daha faydalı olacaktır. Bunun yanında, günlükler, psikoterapi süreciyle beraber kullanıldığında daha da geliştirilebilir, şekillenebilir ve duruma göre özerkleşebilir. Sıklıkla tercih edilen ve göreceli olarak daha fazla verimin alındığı birkaç “iyileşme günlüğü” tipi:
* Bilinç Akışı Günlüğü (Stream of Consciousness Journal): Bilinç Akışı’ndan, ilk olarak Amerikalı filozof ve psikolog William James’in 1890’da The Principle of Psychology (Psikolojinin Esasları) adlı eserinde söz edilir. Bu içsel monolog yöntemi, 1920’lerden sonra, daha çok edebiyat çevresinde yaygınlaşarak, özellikle Virginia Woolf ve Samuell Backett gibi yazarlarla tanınan bir yazım tekniği haline gelir. “Bilinç Akışı Günlüğü”nde, öncelikli olan, sadece yazmak için tahsis edilmiş bir zaman aralığında, kişinin aklına ne geliyorsa kağıda dökmesidir. Yazıda hiçbir düzeltme, iyileştirme yapmamak bu işin sırrı gibidir. Yazım akışını bozabileceğinden, dil, sözcük kullanımı, imla ya da gramerle ilgili endişe taşımak yersizdir.

* Günce: “Sevgili günlük,” diye başlayan ergenlik tipi günlüktür. Her gün, olan önemli olayların kaydedildiği yerdir.

* Şükran Günlüğü: Polyanna yazılarıdır. Eğer, her zaman, olayların endişe verici ve iç karartıcı taraflarıyla uğraşmaya meyilli bir zihin varsa, bir tip idman gibi, gün içindeki keyif verici olayları, olumlu yönleri ya da hisleri not etmeye yönelik bu günlük tipi kullanılabilir.

* Ruhsal Günlük: Bu günlüğün temelini oluşturan Doğu inanış ve uygulamalarına göre, asıl Guru kişinin kendisidir ve bu Guru’yla temasa geçmeye yardımcı olacak en iyi rehber de, spiritüel izlenimleri kaydetmektir. Zen Budizminin meşhur “yol” istiaresine göre, yolcu, bu sefer içsel seyahatinin notlarını alır. İyileşme günlüğünde de, her gün, farkına varılanlar, hissedilenler, haller ve durumlar olabildiğince inceltilerek yansıtılmaya çalışılır.

* Sağlık Günlüğü: Biraz daha didaktik ve şematik bir günlük tipi burada devreye girer. Yazma akışıyla yorulmak istemeyen ya da kendisine matematiksel bir kafayla bakarak daha rahat edeceğine inanan kişiler için oldukça uygundur. Alkolle ilgili verilen karardan sonra, yapılan bedensel egzersizler, içme oranı ya da içilmeyen, içmenin akla gelip ertelenebildiği anlar, tetikleyen faktörler, yeme biçimi dahil kaydedilerek, kağıt, deneysel bir gözlem malzemesi gibi kullanılır. İşlevsel bir öz denetim ve davranış izleme aracıdır.

Hangi “iyileşme günlüğü” seçilmiş olursa olsun, pek tabii bireysel özellikler taşıyacak ve kişiye göre renklenecek hatta birinden bir diğerine geçmek isteyecektir. Faydası bilinmesine ve alkolü bırakma ya da azaltma süresince, sadece davranış veya sosyal ortam değişikliklerinin yeterli olmadığı bizzat görülmesine rağmen, günlük tutma fikrini, hayata geçirmekte çoğu zaman zorlanılır. Belki, yazma becerisinin yetersizliğine olan inanç ve hatta öğrenim döneminden kalan itici anılar, günlük fikrini de uzak gösterebilir. Bu sadece ve sadece yazanın okuyacağı, bu sefer kimsenin notlamayacağı bir alıştırma olduğuna göre, eğer yazarın kendisi ile ilgili benzer yargıları varsa, bir yandan da onlar üzerine çalışmak için büyük bir fırsat yakalamış olur. Çoğu zaman, meşguliyetten yakınanlar, aslında, belki de dirençlerine “zaman” adını taktıklarını göremeyebilirler. Zira, biraz sosyal medyadaki, televizyondaki vakitten çalarak ya da kahve içerken, tuvalette veya yolda giderken, basitçe yazmaya başlamak da mümkün. Birçok kişi de günlük yazarken, “yazar tıkanmasını” gündeme getirir. Yazacak bir şey bulunamadığında, Bilinç Akışı Günlüğü’nü kullanmak en kolay yöntem olabilir.

Yazmaya karşı getirilen bu akıllılaştırılmalar, bahaneler ya da nedenler üzerine günlerce konuşulabilir, tartışılabilir ve yöntemler üretilebilir. Tüm bunların altındaki hassas alana bakacak olursak: öznel gerçekliği, belki kendimiz bile görmek istemediğimiz fantazmatik alanı, kendi sözcüklerimizle soyutlayarak, kâğıt üstünde somut bir hale getirmek çoğu zaman zorlayıcı olabilir. Hiç istenmeyen bir aynaya bakmak veya bir tip büyütecin altında kalmak gibi hissettirebilir. Öte yandan, zihne güvenmekte fayda var. Zihin zaten, bireyin hazır olmadığı şeyleri, bireye göstermeyecek kadar ince bir zekâyla çalışır. Kâğıda yazılanlardan bir kısmı, sıkıntıya neden olsa da, açığa çıkan gerginlik yavaşça rahatlamaya başlar. Yazmak, başta zor gelse de, parmaklar, içsel dünyayla ilişki kurmaya yavaş yavaş ısınır ve bir noktadan sonra tam anlamıyla insanın yazdıkça yazası gelir.