“Mağaramızda oturup kalsak, avladığımız ve topladığımız kadarıyla yetinsek acaba her şey daha mı kolay olurdu? Belki devasa hayvanlara yem olma, soğuktan donma, kuraklıktan bitap düşme riskimiz de vardı, ama sorunlar da belirliydi.” Bize şimdi öyle geliyor. Çünkü insan zekasının, durumlar arasında bağ kurup yeni koşullar üretebilme yeteneği sayesinde, bugün bilincimizin eriştiği yerde, ilkel sorunlar daha kolay ve belirliymiş gibi görünüyor. İnsan bebeğini ele alalım: yedi aylık bebek, kare şeklindeki boşluğa kare şeklindeki küpü geçirmekte zorlanırken, bu görev iki yaşındaki çocuk için artık basit bir iş haline gelir. İnsanın türünün evrimi de bireysel evrimine benzer. İnsan hayvanının bilişsel esnekliği, iki yanıcı maddeyi bir araya getirerek ateşi bulmasına, barınabileceği binalar inşa etmesine, suyolları kurmasına, rahatça uzanabileceği bir yatağının olmasına, uzaya çıkmasına olanak tanıyor. Bilişsel esneklik sayesinde insan, sorunları öngörerek stratejiler geliştirebiliyor. Yani artık, hava kapalıyken yağmur yağabileceğini bildiği için, sırılsıklam olmak yerine yanına şemsiye alabiliyor.
Her kazancın bir kaybı da olduğu gibi, gelişim beraberinde çoklu sorunların da artmasına sebebiyet veriyor. Günümüz yaşamını, sekiz ayrı yönden trafiğin aktığı, lambaların, geçitlerin pek işe yaramadığı bir otoyola benzetiyorum ve biz de bu otoyolun tam ortasında duruyoruz. Tehdidin nereden ne zaman geleceğini bilemediğimiz için ya ortada donup kalıyoruz ya da oraya buraya kaçışıyoruz.
Burada şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Bilişsel esneklik gerekli, ama yeterli mi? Eğer yeterliyse, psikiyatrik hastalıklar ve psikolojik sorunlar, sosyal çatışmalar neden her geçen gün daha da çeşitlenerek artıyor? O halde, İnsan hayvanının sadece düşünsel devrelerden oluştuğunu söylemek mümkün mü? Aksine, modern hayat tüm donanımların olabildiğince aktif bir şekilde kullanılmasını gerektiriyor. İnce hesaplarla yatırım yaptığınız gayrimenkul değer kaybettiğinde, çocuklarınız sizin tasarladığınızdan çok farklı hallere büründüğünde, her şeyi dört dörtlük yapmanıza rağmen yürümeyen ilişkilerde, patron sizi birden azarladığında, iflasın eşiğine geldiğinizde, hoca size “taktığında”, red edildiğinizde, ani kayıplarda yaşadığınız sarsıntıları düşünün.  Zaten belirsizliğe karşı tahammülsüz olan insan, istemediği durumlar karşısında çok ciddi psikolojik, sosyal ve fiziksel sorunlar yaşamaya başlıyor.

Bilişsel fonksiyonların sürekli alkışlanması, insanın çok daha geniş ve derin donanımının karanlıkta kalmasına sebebiyet veriyor. Öncelikle bir körlük yaratıyor. Yani, geçmiş öğrenmeleri ve gelecek kaygıları arasında, hep bir hesap peşinde olduğu için, kişi, aslında o anda orada ne olduğunu göremiyor ve yeni olayları bile tekrarlar halinde yaşıyor. Belirli kimlik, doğru ve yanlışlara, otomatik yargı ve tepki sistemlerine yapışıp kaldığı için, daha ekonomik tepkiler verme yeteneğini uzağa itmiş oluyor. Hayatın ve olayların kendi kontrolünde olduğu yanılsaması, istenmeyen durumlar karşısında spontane tepki verme becerisini baskılarken, ciddi çöküntüler yaşamasına sebebiyet veriyor. Bu yanılsama nedeniyle sürekli tasarılarla uğraşmak, hazzı, mutluğu, keyfi uzağa iterken; birey, ilişkisel, duygusal ve bedensel gerginliklere sürükleniyor. Yeni deneyimlere, yapmak isteyip de yapamadığı şeylere, yakınlığa, aşka, heyecana, dostluğa, paylaşıma uzaktan ağzı sulanarak bakıyor ve belki de bunları yaşayamadığı için kendisini suçluyor.
Bilişsel süreçler, hiç azımsanmayacak bir öneme sahip olsa da gerçek şu ki, insanın psikolojik bütünlüğünün sadece bir parçası. Psikolojik esneklik tam da burada devreye giriyor. Bunu basitçe keselenmek gibi düşünün. Ölü deriyi temizlemek ve altından çıkan taze derinin soluk almasına izin vermek için, belki biraz meşakkatli ve biraz da acılı bir işlem olsa bile, kese yaptığınızda kendinizi daha sağlıklı ve zinde hissedersiniz. Nasıl deriniz her an kendini yeniliyorsa, yaşam ve birey de her an bir değişim halinde. Bunu düşünmek size korkutucu gelebilir ki, zaten kurguladığımız stratejilere ve beklentilere sanki gerçekliğin kendisiymiş gibi sarılmamızın altında da bu korku yatıyor. Ama size bir sır vereyim: ne şu anki kendiniz, beş dakika önceki kendinizle; ne de yaşamınız, dünküyle aynı.

Psikolojik esneklik, zihin, duygular, beklentiler, sezgiler, duyular, ihtiyaçlar, dış dünya ve ilişkilerle tekrar tekrar temas ederek; tüm insansı becerilerin kullanıma açılmasıyla başlıyor. Bunun için herhangi bir ön koşulumuz da yok üstüne üstlük. Yani, zorlama bir şekilde her şeyi olduğu gibi kabul etmeniz ya da belirsizlikten, değişimden korkmamak gibi bir şart da yok. Aksine, bu korkuya ve inkar etme eğiliminize rağmen, başka alanları da araştırmaya açabilirsiniz. Artık şu soruyu sormaya başlarsınız: ya benim gördüğüm gibi değilse?
Bir yerde yangın çıktığında, sokaktan geçenlerden birinin çığlık attığına, diğerinin kahramanca yangına atıldığına, ötekinin itfaiyeyi aradığına, berikinin de görmezden geldiğine şahit olursunuz. Olaya karşı her birey kendi hikayesini yazar ve ona göre tepkiler verir. Bu örnekteki tepkiler arasında hiçbiri daha iyi ya da kötü değildir. Peki ya, o “kahraman kişi” yangına atıldığında, hem kendini de yakıyor hem de kimseyi kurtaramıyorsa; görmezden gelen kişi, üstüne düşen alevden bir suntanın altında kalıyorsa; itfaiyeyi arayıp, ulaşmaya çalışan kişi, hemen orda yardıma ihtiyacı olan bir kazazedeyi fark edemiyorsa; çığlık atan kişi, ortalığı paniğe sürükleyerek işleri zora koşuyorsa? Bireysel kurgulara dayanarak ortaya çıkan otomatik tepkilerin burada sorun yaratmaya başladığını görürüz.

Psikolojik esneklik, yargılarınızı askıya alarak; dünyaya, size verilenden çok daha geniş bir perspektiften bakmanızı sağlar. Psikolojik esneklik, yorumlarınızın sadece yorum, kurgularınızın sadece kurgu, beklentilerinizin ise sadece beklenti olduğunu ayrımsayarak; tanımladığınızdan ya da öngördüğünüzden farklı bir şekilde cereyan eden olayları, istenmeyen durumları çok daha rahat karşılamanıza olanak tanır. Dolayısıyla, bilişsel fonksiyonlar çok daha dinamik bir şekilde işlemeye başlar: yeni hikayeler yaratma beceriniz tekrar su yüzüne çıkarken; bu hikayeler arasında duruma en uygun olanını kolayca devreye sokabilirsiniz.

Psikolojik esneklik aracılığıyla, alışkanlıların ve değişmezlik aldatmacasının arkasına saklanmayı bırakır; yüzlerce yol denemenize rağmen kurtulamadığınız kısır döngünün çıkış kapılarının yavaş yavaş önünüzde belirdiğini görürsünüz. Suni bir şekilde üzerinize geçirip içinde boğulduğunuz “-meli, -malı” kıyafetlerinizden bir bir sıyrılıp, nefes almaya; sizi, bir kalıp içinde sıkıştıran duygular ve felaket senaryoları nedeniyle isteyip de geri durduğunuz adımları, artık küçük küçük atmaya başlarsınız. Psikolojik esneklik vasıtasıyla, değiştirip değiştiremeyeceğiniz şeyleri çok daha kolay ayrımsar; çok daha ekonomik ve çeşitlenmiş çözümler üretebilirsiniz.

Yaşamın kaçınılmaz bir şartı olarak, pek tabi, mutsuzluk, hüzün, kırgınlık, kayıp, öfke, hayal kırıklığı yine hissedebilirsiniz. Ancak, beklentileri gerçeklikten ayırabilme yeteneğinin gelişmesiyle, artık bu duygular bir ızdırap haline dönüşmez. Dolayısıyla, hayatın doğal iniş çıkışlarını bir armoni içinde yaşamaya başlarsınız.
Kısacası, psikolojik esneklik, sürekli olmasını istediğiniz dünyayı fantazilemek yerine, var olan dünyaya akıcı ve kendinize en uygun şekilde katılmanız için kuvvetli bir zemin hazırlar.