“Dünyadaki tüm gelişmeleri teşvik eden, icat eden ve taşıyan, tüm yargıların ve kararların yaratıcısı ve geleceğin planlayıcısı olan insanoğlunun kendisini bu kadar önemsiz bir niteliğe (quantité negligeable) indirgemesi akıl almaz bir şeydir”
(C.G. Jung, Bireyin kendisini Anlaması)

Üniversite yıllarımda, öğrenme ve anlama heyecanıyla, DSM-IV psikiyatrik tanı kitabı içinde ve psikopatoloji kaynakları arasında kaybolmuştum. Bir gün bir hocamla sohbet ederken: “Hocam bende sanırım şu da var, bu da var, o da var, belki bundan da olabilir” diye saymaya başladım. Hocam çok basit bir açıklama yaptı “Sabâ, o kitabı açtığın an, yazan her şeyi kendinde bulabilirsin”. Yıllar sonra, psikoterapi eğitimi aldığım başka bir hocanın sınıfa “Elinizdeki kara kitabı sorgulayın!” diye seslendiğini anımsıyorum.
Bugün ben de, görüşmelerimde, en azından ilk seanslarda kuvvetli bir detoks sürecine ihtiyaç duyabiliyorum. Zira, bireylerin üzerlerine giydikleri tanılardan arınması uzun zaman alabiliyor. Kişi, belli ki bir süredir bir sıkıntı yaşıyor ve bunu tanımlama ihtiyacı duyuyor. İnternetten araştırıyor ya da sağdan soldan duyduğu hikayelerle kendi belirtileri arasında ortaklık kuruyor ve sonuçta kendi tanısını koyarak görüşmeye gelebiliyor. Aynı zamanda, psikiyatrik geçmişi (ilaç kullanımı ya da hastane yatışı) olan kişiler, daha önce konmuş olan tanıyı bir etiket gibi üzerlerine yapıştırma eğiliminde olabiliyor.
Burada hiçbir şekilde psikiyatrik tanıların yanlış şeyler olduğunu, diğer uzmanların yanlış tanılar koyduğunu, internet aracılığıyla elde ettiğiniz bilgilerin asılsız olduğunu ve kendinizde şüphelendiğiniz teşhisin yersiz olduğunu iddia etmiyorum. Hatta bu yazıda bu konuyu tartışmanın bile gerekli olmadığını düşünüyorum. Onun yerine, şu soruları sormayı tercih ediyorum:  Acı ya da sıkıntı çekmekten, sarsılmaktan bir türlü kurtulamadığınız, duygu durum ve yaşam biçimine anlam veremediğiniz zaman, bu belirsizlikten kurtulmak için bir tanı arayışına girmeniz gayet normal ve sıradan bir durum.  Peki bu yeterli oluyor mu? Kendinize yakıştırdığınız ya da bir uzmanın yakıştırdığı tanıya bağlanmak bir sonuç getiriyor mu?  Sadece bir iki sözcükle tanımlanabilecek kadar basit bir varlık olduğunuzu düşünüyor musunuz?  Başka bir kişisel içeriğiniz veya tarihiniz yok mu?  Oysa, dünyadaki insan sayısı kadar tanı, insan sayısı kadar, o tanının farklı yüzleri var (Bipolar- Major Depresyon, Bağımlılık, Kişilik Bozukluğu, Anksiyete Bozukluğu, Panik Atak, Sosyal Fobi, Cinsel İşlev Bozukluğ vb) gibi.  Bu durumu tıp,  “hastalık yoktur hasta vardır”psikoloji isebireysel farklılıklar öncelikli olandır”  ifadesiyle özetler.
O halde psikiyatrik tanılar neden var?
İnsan ruhunu anlama çabası tarihin çok eski dönemlerinden beri süregelmektedir ve bir bilim haline gelmeye başlaması yaklaşık 18. yy.a kadar uzanmaktadır. O dönemden bugüne, çok çeşitli araştırmalar, yöntemler, bulgular ve tanımlamalar yapılmış, sosyal yaşamın değişimi ve her yeni bulgu, yepyeni keşiflere zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla, bir kişiyi tarif etmek için yüz binlerce sözcük kullanmak gerekebilir ki, bu ne zamansal açıdan ne de uygulama için ekonomik olacaktır. Onun yerine, durumu özetleyebilecek bazı terimlere ihtiyaç duyarız. İşte burada, tanılar sadece uzmanlar arasındaki bir parola olmaktan öteye gitmez. Her zaman yanına bir soru işareti koymayı gerektiren; değişebilirliği, çeşitlenebilirliği her zaman göz önüne alınması gereken parolalar. Bireyin davranış, duygu durum ve kişilik yapısını tarif etmek için saatler harcamak yerine; tanılar sayesinde, belli bir standart üzerinden konuşmak ve süreci belirlemek adına bir çeşit kısa yol kullanırız.
Psikiyatrik tanılara şimdi daha geniş bir açıdan bakmak mümkün mü?
Basit bir bilimsel mantıktan yola çıkmak bize yardımcı olacaktır. Burada iki ana yol bulunur: Tümden gelim ve Tüme varım.
 Tümden gelim bir matematik formülünü probleme uygulamaya benzer. Üniversite ya da lise sınavlarına hazırlanırken, öğrendiğimiz formülleri, karşımıza çıkan sorulara göre seçip uygulamayı öğreniriz. Bunun gibi, Tümden gelim, gözlem, deney ve muhakeme yoluyla daha önce elde edilmiş olan bilginin, münferit durumlara uygulanmasıdır.  
Tüme varım ise matematik formülünü bulma ya da kanıtlama yoludur. Yani, gözlenen tek tek olgulardan genel yargılara ulaşma;  özelden genele giden bir akıl yürütme biçimidir.
Psikoloji ve psikiyatri bilimlerinde de, araştırmalar, deneyler, klinik görüşmeler ve kanıtlar ışığında, Tüme varım yöntemiyle, tanılar bulunur ve sınıflanır. Tümden gelim yöntemiyle ise, bu tanılar bireylere konulur. Tümden gelim ve tüme varım hep döngüsel bir düzen içinde ilerler, yani hali hazırda konmuş olan tanılar, kişi özelinde yeniden tarif edilmeyi ve keşfedilmeyi bekler.
Bireye özen ve hassasiyetle yaklaşmak…
Bu bağlamda, varsa tanıyı yanımıza alarak, bireyin öznel şikayetine neden olan kişisel tarihini, yaşantılarının bugün ile ilişkisini; sürdüren nedenleri, aldığı kararları bir türlü uygulamaya geçirememesini, zararı olduğunu bilmesine rağmen aynı davranış ve ilişki girdabından bir türlü çıkamayışını araştırmak daha taze ve aydınlık bir yaklaşım olacaktır. Bazı değiştirilemez anıları tekrar anlamlandırmak, onlara yeni bir sayfa açmak; kontrol etmenin ve şekillendirmenin mümkün olmadığı durumlarla daha uyumlu yaşamak; böylece enerjiyi, değiştirilebilecek noktalara yönlendirmek terapi ya da danışmanlık sürecinin merkezine oturabilir.  Burada kişi, artık, bir kitap içinde yazan herhangi bir tanı olmaktan çıkmış, bireysel hikayesi, yaşamı, ailesi, çevresi, dünü, bugünü ve yarınıyla biricik bir varlık olmuştur. Bu sayede, belirli bir psikiyatrik tanı grubuna dahil olsun ya da olmasın, kişi kendine en uygun biçimde yaşama olanağına kucak açabilir.