“Atha Yoga Anushasanam- Yoga şu anda oluyor”
(Patanjali’nin Yoga Sutraları, MÖ. 322-185)


“Vizyonunuz yalnızca kalbinize baktığınızda netleşir… Dışarı bakan, hayal kurar. İçeri bakan, uyanır.”
(C.G. Jung, psikanalist, 1865-1961)


Gallileo “dünya yuvarlaktır” diyeli yaklaşık 400 yıl geçmiş olmasına rağmen, dünya halen bir tepsi gibi düz algılanıyor sanki. Tıpkı, nasıl bir dairenin ya da elipsin iki uç noktası yoksa; doğadaki hiçbir şeyin çizgisel bir bağlantısı olmadığını, her şeyin döngüsel bir ilişki içinde cereyan ettiğini söyleyebiliriz. Peki artık hepimiz, dünyanın bir elips şeklinde olduğunu biliyorsak, neden Batı ve Doğu’yu hala iki farklı uçmuş gibi değerlendirme eğilimindeyiz?

Ne yazık ki, uzun süre, Batı bilimleri ve analitik düşünce şekli, Doğu ilimlerini, hurafelikle nitelendirirken, Doğu bilgelikleri ile uğraşan kişiler ise Batı’yı yüzeysellik ve yalancılıkla suçlamış; bu iki uçlu bakış, birlikteliğin getirebileceği hediyelerden de yoksun kalınmasına neden olmuştur. Oysa, Pozitif Bilimler gözle görülür kanıtlar aracılığıyla gerçekliğe dokunmayı araştırırken; benzer bir şekilde Zen de olana ve bütüne bakabilmeyi vurgulamaktadır. Aslında iki sistem gece ve gündüz gibi farklı görünmesine rağmen, yine gece ve gündüz gibi birbirinin başlamasına ve bitişine olanak tanımakta, birbirini bütünlemekte, anlamlandırmaktadır.

Modern Psikolojiyi, basit bir şekilde, duygulanımlar, zihinsel fonksiyonlar ve davranışları inceleyen akademik ve uygulamalı, bilimsel bir disiplin olarak tarif edebiliriz.  Köken itibariyle Antik Yunan dilinden günümüze taşınmış olan,  “psuke” sözcüğü , “nefes, ruh, tin”; “logos” ise  “çalışma, araştırma, bilim” anlamına gelmektedir. Canlıyla cansızı, birbirinden ayıran en temel özellik nefes ise, nefesin ruh ile aynı sözsel temsil altında kullanılması, adeta varoluşun bütünlüğüne gönderme yapmaktadır. Yani, psuke’nin logos’u, (ruhsal araştırma) beden, düşünceler, duygular, dışsal ve içsel uyaranlar, öncesi, şimdi ve sonrasını kapsayan engin bir alanın işlenişidir.

Zen, günümüzde, sıklıkla, büyük bir gülümsemeyle meditasyona oturmuş, sürekli olumlu şeyler düşünen, kadife sesli insanları yaratma fabrikası gibi algılanmaktaysa da, özü çok daha farklıdır. Nefes, fark ediş, gerçekliği, benliği, iç ve dış dünyayı sürekli araştırma halinde olmak, Zen’in kalbinde yatmaktadır. Yargısız bir zihinle, nefesin eşliğinde, şu anda burada olanı ayrımsayabilmek, derin çalışmalar gerektiren bir yoldur.

İşte, Psikoloji ve Zen birbirine döngüsel bir besin kaynağı sunar. Bu birliktelik sayesinde, bedende fark edilenler zihne, zihinde fark edilenler dış dünyaya, dış dünyada fark edilenler duygulara ve duygularda fark edilenler söze, sözden yansıyanlar iç dünyaya akmaya başlar.  

Psikoterapist, bir bilirkişi ya da yol gösterici değildir. Zira, her bireyin yolu, iyi ve kötü hissedeceği durum bir birinden farklıdır. Psikoterapist, kişinin gözleri kapanmaya başladığında, onu canlandırıp uyanmaya çağırır. Zen, doğru ve mutlu bir yaşamın anahtarlarını veren ya da erdemli olmanın kurallarını sıralayan dogmatik bir sistem değil; gerçekle, olanla ve anla bağ kurmanın başka bir aracıdır. Kısacası, Psikoloji ve Zen, baktığımız pencerenin üstündeki pusu silerek, yaşamın daha anlamlı ve rahat bir şekilde akmasına olanak tanır.